Muazzam kudret, protonlardan birini küçültüp normal büyüklüğünün milyarda birine indirip tek bir protonu bile devasa gösterecek küçüklükte uzaya yerleştirdiğinde ve bu mini minnacık uzaya bir gıdım madde ilave ettiğinde bir evren inşa etmeye hazırdı.

Tek bir göz kamaştırıcı salise içinde, kelimeleri kifayetsiz bırakacak kadar kısa ve yoğun bir görkem anı içinde, tekillik semavi boyutlar kazandı, akla sığmayacak enginlikte bir uzay yarattı kendine. Bir dakikadan kısa bir süre içinde, evren bir milyon milyar kilometreden daha fazla genişledi ve hızla büyümeye devam etti. Üç dakika içinde de, var olan ya da var olabilecek tüm maddelerin %98’i üretilmişti. Artık bir evrenimiz vardı. Mümkün olabilecek en şahane en lütufkar yerdir orası, çok da güzeldir üstelik.

Ve evrenimizin yaratılışının üzerinden kabaca bir tahminle 13,7 milyar yıl geçmiş bulunmakta. Bizim için evren, evren oluşalı beri geçen milyarlarca yıldır ışığın gidebildiği kadarından ibarettir. Bu görülebilir evren, yani bildiğimiz ve hakkında konuşabileceğimiz evren, bir uçtan öbür uca milyon milyon milyon milyon (yani 1.000.000.000.000.000.000.000.000) km genişliktedir. Ama meta-evren diye adlandırılan esas evren ise daha da muazzam enginliktedir. Çoğu bilim adamına göre görülmemiş bu evrenin kıyısına uzaklığımız onlarca değil, yüzlerce bile değil, milyonlarca sıfırla yazılmalıdır. Kısacası, ötenin ötesini tahayyül etme zahmetine hiç girmeseniz dahi, hayal edebileceğimizden çok daha engin bir uzay vardır.

İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nde kaç yıldız olduğunu kimse bilemez. Tahminler 100 milyar civarı ile 400 milyar arasında değişir. Üstelik galaksimiz görülebilir evrendeki 140 milyar küsur galaksiden yalnızca bir tanesidir ki, bu galaksilerin pek çoğu da bizimkinden büyüktür.

İşte bütün bunlardan sonra yapayalnız bir şekilde dünyaya baldırı çıplak bir halde bırakılan insanoğlu ise, sahiplenme içgüdüsü ile hareket ederek, aklının dahi hayal edemeyeceği rakamlarla ifade edilebilecek sayıdaki yıldızları tek tek isimlendirme gibi meşakkatli bir işin içine girişti. Dünyadaki bütün kumsallardaki kum taneciklerinin sayısından bile fazla sayıda olan yıldızlara bir ad koymak kolay bir iş olmasa gerek. Fakat “azmin elinden hiçbir şey kurtulamaz” felsefesini güden bir yaratık için büyük yolculuklar küçük adımlarla başlıyor gibi.

Peki hiç başınızı gökyüzüne çevirdiğinizde, uçsuz bucaksız uzayın bir köşesinde yalnız başına parıldayan ufak, sevimli bir yıldız için “Ah, keşke o yıldız bana ait olsaydı, ismini de ben koysaydım” diye düşündüğünüz oldu mu? Galiba artık böyle bir şansa (!)  da sahibiz. International Star Certificate ile anlaşmalı olan bir web sitesi (ki Türk bir site, http://www.yildizal.com/), belli bir ücret karşılığında gökyüzündeki yıldızlara istediğiniz ismi vermenize olanak tanıyor.  Yani kuzey yarıküre takımyıldızlarından (nedense sadece kuzey)  belirlenmiş olanları içinden istediğiniz bir tanesini seçiyorsunuz ve o takımyıldız içinden daha önce ismi konulmamış bir yıldıza gene sizin belirlediğiniz bir ismi verebiliyorsunuz. Yalnız kalkıp da gökyüzünün en parlak yıldızı koca Sirius’u gözünüze kestirip “Hacı bunun adı bundan sonra Maret olacak” diyemiyorsunuz. Daha önce isim verilmiş yıldızlara yeniden isim verme gibi bir imkan yok tabiî ki. Yıldızınızı satın aldığınızda yanında özel çerçeveli sertifika, yıldızın ismi, tarihi ve teleskopik koordinatlarını gösteren bir yıldız haritası (üzerinde yıldızınız işaretli halde) ve seçtiğiniz takımyıldızın mitolojik portresini de hediye ediyorlar. Ve yıldızınızı kendi web sitelerinde yayınlıyorlar. Şaka gibi.

Bu sistem aslında pek çok konuya gebe olabilir. Yıldızları bir türlü barışmayan iki arkadaşınız için “İkili yıldız sistemi” satın alabilir ve aralarını bulmaya çalışabilirsiniz. Ya da sevgilinize “Adını göklere yazdım Semiha” dedikten sonra “Ya harbi harbi yazdım diyorum bak, şu gördüğün yıldız artık senin, satın aldım onu sana diyorum kadın!” tavrını koyabilirsiniz. Tabi "Eve ekmek getir bekir, yıldız değil!" yanıtını da almaya hazırlıklı olun. Yalnız tahminimce gökyüzündeki en sönük yıldızları size satacakları için bunu arkadaşlarınıza, eş, dostlarınıza göstermenizde biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz. “Ya Birol ben bunu göremiyorum bebeğim, hangisi benim ya!” derse sevgiliniz (bu yazıyı sanki sadece erkekler okuyor), sükunetinizi hiç bozmadan, ki büyük olasılıkla zaten siz de sevgilinize satın aldığınız yıldızınızı bulamamış haldesinizdir, başınızı gökyüzüne çevirip artık Allah ne verdi ise karambole seçeceğiniz bir yıldız için “Bebeğim şu bak, ha tam şurda, parmağımın ucunu takip et, gördün mü hah o işte” dediğiniz bir yıldız artık sizin yıldızınız olacaktır. Ondan sonra içten içe düşüneceğiniz “La harbi hangisiydi acaba?” mı dersiniz, yoksa yetkili web sitesine telefon açıp “Ya usta.. Şu benim yıldız, az önce böle bi şimşek çakar gibi ışık oldu böle sonra kayboldu birden, söndü mü acaba bizim yıldız, görünmüyo da artık?..” diye düşünerekten “ayıplı  mal” adı altında paranızı geri almak için Tüketici Hakem Heyetlerine mi başvurmak istersiniz bilemem. Ya da başka birisine ait yıldız sizinkisinden parlak olursa bir eziklik hissedilir mi? Bilinmez.. Benim tavsiyem, satın aldığınız yıldızı iyi araştırın. Kalkıp da sönmekte olan bir şeyi size kakalamış olmasınlar. Yani birkaç milyar yıl daha sizin olması varken, durduk yere şimdi neden birkaç milyon yılla idare edesiniz ki? Değil mi..?

Para kazanmanın en kestirme ve en zahmetsiz yollarından birisi. Arz talep eğrisine ait çubuğun burnunu sürekli yukarı da tuttuğu bir sektör. Malın geliş fiyatı belli gidiş fiyatı belli. Sel bastı su bastı, kuraklık geldi, global kriz, dolar indi çıktı gibi bir derdi de yok. Temiz iş, nakit para. Esasında ilk başlarda sözünü ettiğim o koca evrendeki her şey senin de… İşte hani derler ya “anasını satayım” şu yerçekimi ile oksijen işini bir türlü halledemedik ki başımızı şöyle atmosferden dışarı uzatıp açılalım dünyaya (!).

Yıldızlar aşkına hiç şakası yok bu işin. Biraz geçsin, ben de gezegen ve kuasar işine girmeyi düşünüyorum artık. Zaten çok nadir bulabiliyoruz evrende bunları, bir yıldızın on beş yirmi misli fiyatına bırakırım gibime geliyor. Haydi hayırlısı inşallah. 

Faşo NASA.. 

NASA kalleş TÜBİTAK kardeş…


Sözlüye kalkmak isteyen 2 kişi var

25 Şubat 2009 09:28 , tarkan ikizler dedi ki...

bu okuduğum üçüncü yazınız ve kurgunuz, anlatımınızla yazma diliniz hoşuma gitti... Bu yazıyı beğendim ama öyle kuru kuru beğendim demek yok, niye beğendim onu da söyleyeyim; konuyu bildiğimi yazının ortalarına doğru anlayabilmiş olsam da girişi çok güzel hazırlanmış..

"Bizim için evren, evren oluşalı beri geçen milyarlarca yıldır ışığın gidebildiği kadarından ibarettir." tanımına bayıldım...

".....en parlak yıldızı koca Sirius’u gözünüze kestirip “Hacı bunun adı bundan sonra...." ve ardından gelen düzeyli esprileri sevdim...

(en sonda kırmızı yazılarla yazılan ve yazının ruhuna aykırı gelen iki satır hariç) yazıyı beğendim... elinize sağlık...

 
25 Şubat 2009 23:42 , Issız Şehir dedi ki...

Yorumun için senin ellerine sağlık sevgili onaltı. Bir kenara beğenilmek, okunduğunu bilmek hoş bir duygu. Son satırlar, yazı boyunca devamlı başa alıp yazıya eşlik ettirdiğim şarkıdan başka bir şarkıya geçişin eseri. Müzik değiştiğinde yazı da değişiyor, neyseki fazla ilerlemeden bırakmışım sonunu.