Taksim Beyoğlu'nda yürürken, her nedense fırtına ile bulutların semaya durup da rahmeti insanoğlunun üzerine boşalttığı hüzünlü günlerde, uzaklardan paslı bir keman teli ses gelir, en iç burkanından. Yürümeye devam edip daha da yaklaştıkça iyice meraklanır, durup dinlemeye başlarsınız. Çalan, uzun yıllar öncesine ait bir taş plak kaydırır ve Roza Eskenazi "Ime Prezakias Tsifte Telli"yi söylemektedir. İşte o an olduğunuz yerde geçmişe bir yolculuk yapar ve düşünmeye başlarsınız...

İzmir'den kopup Paşalimanı'na, Hiotika'ya yığılanlar... Afyon savaşının cephe kaçakları, ayrıca Bergama, Ayvalık, Bornova, Soğukkuyu Rumları...

Yıllarca işsiz aşsız gezdiler. Bu tarafta "Rum gâvuru", oralarda da "Türk tohumu" diye hor görüldüler. Yunanistan'ın nüfusu, onların göçüyle üçte bir oranında artmış, birkaç hafta içinde sekiz buçuk milyona çıkmıştı. Yıllarca sefaletle kol kola dolaştılar.

Umutsuzluktan, hepsinden çok da gurbet acısından, vatan özleminden kendilerini içkiye, serkeşliğe, uyuşturucuya ve müziğe verdiler. Anılarını, hasretlerini türkü edip yaktılar. İşte bu müzik türüne "rembetika" veya "rebetika" denildi.

Dinlerken, gözünüzün önünde canlandırın bu insanların yaşadıklarını. Düşünün bakalım, sırtınızda ölüm korkusu, denkler nasıl toplanır, bürüm çarşaflara nasıl tıkılır her şey. Çoluk çocuk nasıl ağlaşır salya sümük...

Avluda unutulmuş bez bebek, ocakta bırakılmış böğrülce, doğup büyüdüğün ev bir daha ele geçirmek bir yana dünya gözüyle görememek pahasına nasıl yitirilir. Arnavut kaldırımı sokaklar boyunca sağa sola nasıl koşturulur.

Nasıl bir hayatın müziği bu dinlediğiniz? Düşünün...

Bugün artık onlardan geriye kalan İzmir'in, Atina'nın o insanı çıldırtan gürültüsü, bir de dükkân önlerinde, sahaf raflarında tozlu topraklı, çizik cızırtılı taş plaklar oldu.

Buğulu bir sesle hüzün söyleyen, belki, gözlerde iki damla da yaş bırakan, eski Rum şarkıları.

Şarkının sözlerinde ise rebetlerin acılarını, yaşamlarının dramını anlatıveriyor Roza.

"Geceden sabaha kadar, eroin benim hayatımdır,
Fethederim dünyayı, beyaz toz çektiğim zaman,
Bütün dünya benimdir, bir fırt eroine sahip olunca,
Ve zıpkın gibi kaçarım uzaklara, polis beni gördüğünde
"

Rebetler... Şimdi çoğunun gittikleri yer bile belli olmayan komşularımız... Toprakları yok ki bol olsun diyelim.

Sözlüye kalkmak isteyen 2 kişi var

25 Şubat 2009 09:14 , tarkan ikizler dedi ki...

böyle konularda yazı yazmak zordur, bilinen bir konu için yazı yazmak daha da zordur ama dostum siz bu zoru başarmışsınız, tebrik ederim... beğendim (ki kolay kolay beğenmem :) )

 
25 Şubat 2009 23:37 , Issız Şehir dedi ki...

Güzel eleştiri ve yorumun için teşekkür ederim onaltı. Eh, diyelim ki, kaleme alıp aleme saldıklarımız arasından sürç-i lisanlar ne denli az ise mutluluk kaynağıdır bana.